29 Temmuz 2015 Çarşamba

SES VER ORDA MISIN?
    Sessiz sessiz ve ağır adımlarla yürümeye devam etti. Onu nerde, nasıl bulabileceğine dair hiçbir ümidi yoktu bu yüzden umutsuz ve bir o kadar da telaşlı adımlarla ilerliyordu. Bu kadar büyük bir ormanda işinin hiç de kolay olmadığını düşündü bir an. Etraf olabildiğine sessizdi. Çok uzaklardan gelen bir su sesi ve üzerine bastıkça hışırdayan sinir bozucu yaprak sesleri vardı sadece. Uzun uzun ağaçlar gözlerine pek bir heybetli göründü. Açıkçası korkmuştu biraz, çünkü havada kara bulutlar kol gezmeye başlamış ve uzaktan uzaktan uluma sesleri duymaya başlamıştı. Rüzgârın sesi ise bir başka ürperticiydi.
    Durdu hayli eskimiş çantasını açtı, suyunu çıkardı, bir nefeste susuzluğunu giderdi ve yürümeye devam etti. Çok yorulduğunu fark etti. Artık eskisi gibi genç ve kuvvetli değildi nasıl olsa, hemen yoruluyor dinlenmeye ihtiyaç duyuyordu. Oysa bir zamanlar yürüyüşü, duruşu ve heybetiyle nasıl da ses getirirdi insanlar arasında. Zaman! Diye düşündü, zaman! Silip süpürebiliyor her şeyi bir çırpıda, değiştiriveriyor çoğu şeyi.

    O bu derin düşünceler arasında kaybolup gitmişken, önünde çok eski ve eski olduğu kadar da ürkünç bir kulübe belirdi. Kapısı dokunsan devrilecek gibiydi, pencereler kırık döküktü. “Yok, canım burada kimse yaşayamaz ki!” diye düşündü. Harabeden farksızdı ne de olsa, ama ya buradaysa? İşte bu düşünce onu kendine getirdi ve kapının önüne kadar gelip tokmağı çekti, tereddüt ederek de olsa içeri girdi. Etraf tozdan görülecek gibi değildi, havanın kararmış olması da görmesini iyice engelliyordu. Elini cebine götürdü içinden bir fener çıkardı ve feneri odanın üzerinde gezdirdi. Köşede duran tekli bir koltuk, lambaları kırık, eski bir avize ve duvarda asılı olan bir saatten başka bir şey göremedi. Sonra bir ses geldi ve arkasına baktığında kapı ağzında bir gölgenin ona doğru yaklaştığını gördü. Kim bilir belki de her şey buraya kadardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder