SES
VER ORDA MISIN?
Sessiz sessiz
ve ağır adımlarla yürümeye devam etti. Onu nerde, nasıl bulabileceğine dair
hiçbir ümidi yoktu bu yüzden umutsuz ve bir o kadar da telaşlı adımlarla
ilerliyordu. Bu kadar büyük bir ormanda işinin hiç de kolay olmadığını düşündü
bir an. Etraf olabildiğine sessizdi. Çok uzaklardan gelen bir su sesi ve
üzerine bastıkça hışırdayan sinir bozucu yaprak sesleri vardı sadece. Uzun uzun
ağaçlar gözlerine pek bir heybetli göründü. Açıkçası korkmuştu biraz, çünkü
havada kara bulutlar kol gezmeye başlamış ve uzaktan uzaktan uluma sesleri
duymaya başlamıştı. Rüzgârın sesi ise bir başka ürperticiydi.
Durdu hayli
eskimiş çantasını açtı, suyunu çıkardı, bir nefeste susuzluğunu giderdi ve
yürümeye devam etti. Çok yorulduğunu fark etti. Artık eskisi gibi genç ve
kuvvetli değildi nasıl olsa, hemen yoruluyor dinlenmeye ihtiyaç duyuyordu. Oysa
bir zamanlar yürüyüşü, duruşu ve heybetiyle nasıl da ses getirirdi insanlar
arasında. Zaman! Diye düşündü, zaman! Silip süpürebiliyor her şeyi bir çırpıda,
değiştiriveriyor çoğu şeyi.
O bu derin düşünceler arasında kaybolup
gitmişken, önünde çok eski ve eski olduğu kadar da ürkünç bir kulübe belirdi.
Kapısı dokunsan devrilecek gibiydi, pencereler kırık döküktü. “Yok, canım
burada kimse yaşayamaz ki!” diye düşündü. Harabeden farksızdı ne de olsa, ama
ya buradaysa? İşte bu düşünce onu kendine getirdi ve kapının önüne kadar gelip
tokmağı çekti, tereddüt ederek de olsa içeri girdi. Etraf tozdan görülecek gibi
değildi, havanın kararmış olması da görmesini iyice engelliyordu. Elini cebine
götürdü içinden bir fener çıkardı ve feneri odanın üzerinde gezdirdi. Köşede
duran tekli bir koltuk, lambaları kırık, eski bir avize ve duvarda asılı olan
bir saatten başka bir şey göremedi. Sonra bir ses geldi ve arkasına baktığında
kapı ağzında bir gölgenin ona doğru yaklaştığını gördü. Kim bilir belki de her
şey buraya kadardı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder